Selam!

Sevgili okuyucum. Bildiğin gibi bu günlerde blogu olmayanı dövüyorlar… Bende bu kervanın yeni üyelerinden biriyim. Bu blogda sadece bir konuya konsantre olacağım. Öyle her telden çalıyor denmesini istemem. Sanırım ilk yazım biraz biyografi biraz da vaat içerecek. Ayrıca özgün bir metin yazmanın öyle sandığım kadar kolay bir iş olmadığını bu cümleleri yaklaşık üç saat içinde yazarak anlamış oldum.

 

İsmim Defne. Ankara’lı bir ailenin İstanbul doğumlu tek çocuğuyum. Ailenin Ankara’lılarından da baya bir farklı olduğum hep söylenir:) İyi bir gözüm olduğunu ilk orta okul zamanlarında anladım. Babam hobi olarak Alaçatı’da taş ev restorasyonuna başlamıştı o zamanlar. Nedense bütün yaptığı evlerin her aşamasını takip ettim. Estetik görüntünün ne kadar önemli olduğunu anladım. Zaman geçtikçe babamı yönlendirmeye bile başladım.

 

Hayatimin dönüm noktası olarak gördüğüm yatılı okul maceram sanat anlamında asil başlangıcı verdi. 14 yaşımda Isvicre’ye ailemi zar zor ikna ederek gittim. 110 yillik okulda ilk Türk ve kadın okul başkanı oldum falan filan… En önemlisi, IB programında, yüksek seviye sanat dersi aldım. İtiraf etmeliyim, fen ve matematik de hiç şansım olmadığı için zorunlu bu dersi seçtim… Çok şanslıydım ki vizyonu çok geniş bir öğretmenim vardı. Ne kadar çok keyif alsam da, ileride bir ressam veya heykeltraş olamayacağımı biliyordum. Üniversite için en büyük hayalim New York’a gelmekti. Bugün, Amerika’nın en iyi sanat okulu seçilen Parsons da, stratejik tasarım ve işletme okuyorum.

 

Gelelim beni diğer sanat blog yazarlarından ayırt eden şeyin ne olduğuna… Bir üniversite öğrencisi olarak burada çok bilgili olduğumu söyleyemem. Ama bildiğim tek bir şey var, o da bilginin paylaşıldıkça artacağı. Ben koleksiyoner bir ailenin kızı, öğrenmeye aç ve gezmekten zevk alan bir sanat aşığıyım. Amacım, ileride sanat danışmanı olup aynı zamanda da koleksyon sahibi olmak. Kendime has olan bu yolda araştırmalarımı, öğrendiklerimi ve gördüklerimi sizlerle paylaşacağım. Utanma, sıkılma yok!

Hadi o zaman, başlayalım!